KABARENİN DOĞUŞU
Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren gelişen Alman kabaresi Berlin
mitolojisinde özgün ve tanımlanması zor bir rol oynar, öyle ki siyasal hayat
sahnelere yansır, kabare şarkıları, sahne alan en ünlü simalar insanların gündelik
yaşamlarının birer parçası haline gelir.
En ünlü sanatçılar –Franz Wedekind, Bertolt Brecht, Max Reinhardt–
kabarelerin müdavimi olur.
Avangard tiyatro oyunları gösterilir
(Wedekind, Toller), Berlin’i kasıp kavuran sefalet sahneye konur, siyasal
sorumlular topa tutulur; fakat bu aynı zamanda savaşın yarattığı yıkımı,
savaş-sonrasının hüznünü unutmak için sığınılan bir mekândır.
Kabare kelimesinin kökeni aslında pek bilinmiyor.
Ama kesin olan bir şey varsa o da 19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıktığı ve
içki içilen bir yeri tarif ettiği.
Sözcüğün, siyasal hiciv ile varyeteyi kapsayan bir gösteri türüne tekabül etmesi, yavaş gelişen bir sürecin
sonucunda olacaktır.
Fransızcada uzun süre boyunca
“kabare” terimi bir “kafe-tiyatro”dan ziyade sadece “kafe”yi ifade etmiştir.
Almanya’da ise tam aksine, kabare hızla siyasal ve edebi hicve yönelir.
Kabare bir tiyatro değildir; onun ne çapına ne de ciddiyetine sahiptir.
“Küçük gösteriler” için bir “küçük sahne”dir.
Yüksek bir edebi iddiaya sahip olmadan skeçler aracılığıyla güldürmeyi amaçlar.
Henri Murger’in daha ilerde, 1847’de Bohem Hayatından Sahneler’de
tasvir edeceği Paris bohemlerinin buluştuğu ilk büyük kabare, Montmartre’taki
Le Chat Noir olacaktır.
Bu bohem çevrede şairleri, öğrencileri, ressamları görürüz ve
hepsi burjuvaziye karşı aynı horgörü etrafında birleşirler.
Siyasal hiciv hızla gelişir.
Aristide Bruant, kabare şarkıcısı olarak uluslararası bir nama –bilhassa
da Almanya’da– kavuşacak ilk sanatçı olacaktır.
Umutsuz bir dünyanın sözcüsüdür o; kahramanları Paris’in yoksullarıdır,
dilencileridir.
Tüm şarkıları burjuvaziyi hedef alır ve sokaklardaki halkın savunusunu
yapar.
Bir marjinal olmaktan, dilencilerin, hırsızların, pezevenklerin ve fahişelerin dostu
olmaktan gurur duyar.
Bruant’ın şarkıları iki geleneği biraraya getirir: bir yanda afişler, bildiriler,
gazeteler yoluyla yapılan siyasal hiciv, diğer yanda Fransız Devrimi’nden gelen devrimci
şarkı geleneği –özellikle
de Baldırıçıplakların şarkıları.
Bu halk sanatları burjuvazi tarafından resmî kültürden uzaklaştırıldıktan
sonra kabare repertuvarının parçası olacaktır.
Ardından Pierre-Jean Béranger, 19. yüzyılın ilk yarısında tüm
Avrupa’ya kabare şarkı tarzını tanıtacaktır.
1830 Temmuz Devrimi’nin ardından Béranger sosyalist ve ütopyacı fikirlerin
sözcüsü olur.
Komün’ün şairlerinden biri olarak kabul edilen Béranger tüm
Avrupa’yı bu burjuva-karşıtı şarkıyla tanıştırır.
Esasında 1789 Devrimi sırasında
kazandığı önemle birlikte siyasal şarkı tüm Avrupa’ya yayılmış ve ona tekrar
hayat veren kabare, edebi bohem biçimini alan bu burjuva-karşıtı
isyanın en
yüksek ifade mekânlarından biri haline gelmiştir.
İlk başlarda Alman kabaresi Fransız kabaresini taklit eder gibidir fakat hızla kendine özgü bir nitelik
kazanacaktır.
Almanya benzer çapta bir devrimci şarkı geleneğinden yoksundur ancak büyük kentler
–özellikle de Berlin ve Münih– şairlerle ressamların burjuvaziye olan
nefretlerini ifade ettikleri sanat merkezleridir.
Georg Conrad etrafında toplanan sanatçılar kabareyi burjuvaziye karşı mücadelenin bir aracı haline
getirecektir.
Alman kabaresinin tüm tarihi, kabareyi ele geçirip toplumsal ve
eleştirel işlevini saptırmakla tehdit eden burjuvaziye karşı sanatçıların
kabareyi bir siyasal ve toplumsal hiciv odağı haline getirme mücadelesi olarak
özetlenebilir.
Alman kabaresinin ilk imajını yaratan kişinin, Stilpe romanının
yazarı Otto Julius Bierbaum olması hayli muhtemel.
Romanın kahramanı, öğrencilikte ve edebiyat eleştirmenliğinde başarısız olduktan sonra sanat dallarını ve
değerleri altüst edecek bir gösteri
türü yaratmayı hayal eder.
Hatta bir Berlin estetiğinin ve estetik Berlin’in hayalini kurar.
Kabare şarkılarını toplar ve 1900 yılında yayınlar.
Bu kabare şarkılarının yazarları
arasında Richard Dehmel, Gustav
Falke, Ludwig Finckn, Alfred Walter Heymel, Arno Holz, Frank Wedekind
gibi ekspresyonizmin öncüleri bulunur.
Bu şarkılar, sınırlı bir kesim için değil en sade insanlara dönük
olarak yorumlanmalıdır.
Bierbaum’un kabaresi bu nedenle bir
“Kulturerevolution” olarak görünür – her şeyden önce burjuva-karşıtı, onun
ahlakını ve değerlerini alaşağı edecek bir devrim olarak.
Ernst von Wolzogen, tıpkı Bierbaum’un kahramanı gibi, daha
iyisini başaramadığından kabareye yönelir.
Leipzig ve Weimar’da eğitim gördükten sonra Berlin’e yerleşir ve bu büyük
başkentin bohem hayatına katılır, sosyalist ve anarşistlerle ahbaplık eder.
Münih’te de yazar ve şairlerle tanışır ve tiyatro müdürü olmak için gayret
eder.
Berlin’de Freie Bühner’i kuran odur; Münih’te de yeni bir tiyatro hayalini
kurar ancak çabaları sonuçsuz kalır ve Berlin’e dönerek 18 Ocak 1901’de, ilk
Alman kabaresi olarak değerlendirebileceğimiz Buntes Theater’i kurar.
Überbrettl, Fransız geleneğinden ve Chat Noir’dan hayli farklıdır.
Katı sansür uygulaması yüzünden siyasal hiciv gösterileri icra etmek mümkün
değildir.
Bierbaum’un umutlarının aksine Überbrettl halkçı karakterden yoksun bir
kabaredir.
Wolzogen artık bohem bir şair değildir, kabareyi burjuva izleyici kitlesine
yönelik yeni bir tiyatro haline getirmeyi arzulamaktadır.
Hiçbir şekilde işçilere dönük bir içerik düşünmez.
Bu kabare türünde gelişen hicvin de siyaseten angaje bir boyutu söz konusu değildir.
Sahne alanlar ya şair ya da amatördür.
Garip şekilde kabareye dair idealinin dayanaklarını Nietzsche’nin
yazılarında bulur: Kabare “üstinsanlar” [übermensch] için bir oyun
olarak telakki edilir.
Wolzogen’in kendisi de bunu ifade eder: “Ben bir radikal aristokratım”.
Söz konusu olan kitleleri ayartmak veya toplumu eleştirmek değil, bir azınlığın
zevkini aristokratik değerlere doğru yükseltmektir.
Bu bağlamda sosyalist şiirden ve natüralizmden de uzak durur.
Esasında Überbretti’in izleyicileri aristokratlardan değil büyük kentlerin,
özellikle de Berlin’in eğlenceye susamış burjuvalarından oluşmaktadır.
Überbrettl bir “küçük tiyatro”
değil, Alexanderstrasse 40 numarada bulunan eski Secessionbühn binasında
kurulmuş, 650 koltuklu haşmetli bir yapıdır.
Überbrettl’in belki de en ünlü
oyunları Otto Julius Bierbaum’ın Der lustige Eheman’ı ile Oscar
Strauss’ın Die Muzik Kommt’u olmuştur.
Kabare gösterilerine hızla dahil edilen bir tür olarak şarkı onun
ünlenmesinde büyük bir rol oynar.
Kimi gösteriler şarkıları aracılığıyla tüm Almanya’da ün kazanır –
1930’ların karakteristik bir olayıdır bu, tıpkı Marlene Dietrich’in Mavi
Melek için Holländer tarafından bestelenmiş şarkılarıyla kazanacağı akıl
almaz nam gibi.
Üçüncü Reich döneminde Lili Marlène’in askerî marşa dönüştüğüne
bile tanık olunur.
İzleyicilerin zevkini aristokratik değerlere yükseltme arzusu ve
sansür korkusundan dolayı Wolzogen siyasal temalara çok az değinir.
Bu anlamda bu ilk Alman kabaresi, hayli paradoksal biçimde, Fransız kabaresinin özünün
ve Marx ile Engels’ten beri Almanya’da durmaksızın gelişen sosyalist şarkı
geleneğinin olumsuzlanmasıdır.
Edebiyat ve sanat boheminin, her türden deklase unsurların yerini, burjuvalar ve küçük
burjuvalar alır.
Esasında Überbrettl izleyici nezdinde pek tutmuş da sayılmaz.
Bu yarı-başarısızlığın tek bir
nedeni yok.
Wolzogen’in kendisi de çeşitli kereler bunu açıklamaya çalışır.
1922’de Almanya’nın ancak ciddiyet söz konusu olduğunda yüksek başarı
elde edebildiğinden bu tür bir kabare fikrinin anti-Germen
ve anti-Alman olduğunu iddia edecek noktaya varır.
Aslında Wolzogen kabare gibi bir gösteri biçiminin tüm halkçı geleneğini
reddederek Almanya’ya aktarabileceğini sanmıştır, bu da malum, söz konusu
girişimi baştan başarısızlığa mahkûm eder.
Boheminden ve toplumsal isyanından arındırarak kabareyi yaşatmak mümkün
değildir.
Bohemi ve hicvi reddetmek onu en özgün olduğu noktadan mahrum
bırakarak öldürmek anlamına gelir.
Berlin burjuvalarına yönelik apolitik bir kabare, kabarenin ancak bir
karikatürü olmuştur, onun özünün hiçbir şekilde kavranılamadığının
göstergesidir.